KARİYE MÜZESİ

BURADASINIZ: ANA SAYFA » MÜZE » TARİHÇE

TARİHÇE

Kariye Müzesi olarak anılan yapı, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde büyük bir yapı kompleksi olan Khora manastırının merkezini oluşturan ve İsa’ya adanmış olan bir kilise yapısıdır. Konstantinos surlarının dışında kalması sebebiyle binaya Grekçe "Kırsal alan" ya da "Kent dışı" anlamına gelen "Khora" ismi uygun görülmüştür.

Yapının kesin olarak inşa tarihi bilinmemekle birlikte 10.yüzyılın sonlarında yaşamış olan yazar aziz Symeon Metaphrastes’in anlatımına göre  Hıristiyanlığın erken dönemlerinde, 298 yılında, Nikomedia (İznik) da 84 müridiyle birlikte şehit edilen Aziz Babylas’ın, 4.yüzyılın başlarında röliklerinin buraya gömülmesiyle  Khora manastırının bulunduğu bölgenin, kutsal mezarlık alanı (necropol) olarak önem kazanmaya başladığı anlaşılmaktadır.

Khora manastırı, bu kutsal sayılan mezarlık alanda,  6.yüzyılda İmparator Iustinianus (527-565) tarafından harabe halinde olan bir şapelin yerinde 536 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. Manoil Gedeon’un Bizans yortuları takviminin 229. sayfasındaki kanıtlanamayan bir iddiasına göre ise manastır, I. Iustinianus’un eşi Theodora’nın dayısı olan Theodoros tarafından 6.yy ’da inşasına başlanmış ancak daha bitirilemeden 6 Ekim 557 yılında olan depremle yıkılmış, bunun üzerine imparator daha büyük bir manastır inşa ettirmiştir.

Daha sonrada  manastır önemli kişilerinin gömü alanı olarak kullanılmıştır. 740 yılında ölen Patrik Germanos’un buraya gömülmesiyle, manastır ilk kez yazılı kaynaklarda yer almış, 9. yüzyılda da ölen Nikaia metropoliti Theophanes’in de buraya gömülmesiyle manastırın kutsiyeti artmıştır. İkonaklast döneminde (711- 843)  tahrip olan yapı değişik zamanlarda onarılmıştır. 1947–1958 yıllarında yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda burada beş ayrı yapım dönemi olduğu saptanmış olup, 11.12. ve 14. yüzyıllardaki dönemlerde büyük inşaa faaliyetlerinin ya da onarımların yapıldığı dönemler olduğu arkaya çıkmıştır. 

9. yüzyıla kadar olan dönemi kapsayan en erken yapı döneminden günümüze ulaşabilen sadece doğu taraftaki alt yapıdır.  Duvar tekniğinden 5. ve 6. yüzyıla ait olduğu anlaşılan bu alt yapının bir krypta olarak inşa edilmemiş olduğu, ancak daha sonraki dönemlerde ölülerin gömülmesi için kullanıldığı çıkan mezarlardan anlaşılmıştır.

İkonoklast dönemi sonunda, 843 yılındaki Nikaia Konsili’nin ardından, manastıra başrahip olarak atanan Mikhael Synkellos büyük bir yapım kampanyası ile manastırı yeni baştan inşa ettirmiştir.

9. yüzyıldaki bu yapının izleri, bugün sadece kilisenin doğu ucunda görülebilmektedir. Naos döşemesinin altındaki, üzeri beşik tonozla örtülü mezar bu döneme aittir.

Komnenoslar döneminde (1081–1185)  Büyük Saray terk edilerek Edirnekapı’daki Blakhernai Sarayı’nın kullanılması ile dini törenlerin buraya yakın olan Khora Manastırı Kilisesi’nde yapılması, kilisenin önemini artırmıştır.  11. yüzyılın son çeyreğinde, harap durumda olan Khora Manastırı’nın üzerine İmparator I. Aleksios Komnenos’un (1081–1118) kayınvalidesi Maria Doukaina yeni bir kilise inşa ettirmiştir. Bu yapının kalıntıları naos duvarlarının alt kısımlarında, mermer kaplamalar altında görülebilmektedir. Üst yapısından günümüze pek bir şey ulaşamamış olduğundan yapının biçimi tam olarak bilinememektedir.   

I. Aleksios’un küçük oğlu İsaakios Komnenos, 1120 yılında manastırın büyük bölümünü yeni baştan inşa ettirmiştir. Yapıda, önceki üç apsisli planı tek ve büyük bir apsis ile değiştirmiş, dört sütun üzerinde duran göreceli küçük kubbe, büyütülerek dört köşe payesi ile taşınmış, kemerler daraltılmış, böylece daha anıtsal bir iç mekân yaratılmıştır.

1204–1261 yılları arasındaki Latin işgali süresince Khora Manastırı hakkında pek bilgi yoktur, ancak, Metokhites’in yaptırdığı geniş kapsamlı inşaat faaliyetini düşünürsek, Latin işgali süresince manastırın harap bir hale getirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

1296 yılındaki büyük depremin, manastırı harabeye döndürmüş olduğu bilinmektedir. 14. yüzyıl başlarında Khora Manastırı’nda ikamet eden Patrik I. Athanasios manastırın çok kötü bir durumda olduğundan bahsetmektedir. 

II. Andronikos döneminde (1282–1328), imparatorluğun genel olarak yoksulluk içinde olmasına karşın, sanatı ve bilimi destekleyen zengin aristokrat bir toplulukta bulunmaktaydı. Bu dönemde, Theodoros Metokhites, Khora Manastırı’nı neredeyse baştan inşa etmiş, manastırda çok büyük ve zengin bir kütüphane kurmuştur. Bizans aristokrasisi arasında dinsel bir kurumu yaptırmak veya onarmak, onların bu dünyadaki prestijleri,  Tanrı katında ise öbür dünya için yapılmış çok önemli bir yatırım olarak düşünülmekteydi.

Theodoros Metokhites, 1270 yılında, Konstantinopolis’te doğmuş, aristokrat bir ailenin oğludur. Babası, İmparator VIII. Mikhael Palaiologos’un Papalık nezdinde ki büyükelçisidir. 1283 yılında VIII. Mikhael tahttan indirilince, Metokhites ailesi sürgüne gönderilmiştir. Sürgünde bulundukları dönemde, Helenik kökenli trivium ve quadrivium eğitimini almış, ayrıca antik felsefeyi ve din bilimini de öğrenen Theodoros Metokhites, 1290 yılında İmparator II. Andronikos’un maiyetine girmiş ve aynı zamanda senato üyesi olarak, Logothetes ünvanı almış, böylece devlet bürokrasisi içinde İmparator’dan sonra gelen en yüksek memurluk olan, hazineden sorumlu Logothetes görevine getirilmiştir. Theodoros Metokhites, kızını İmparator’un yeğeni Ioannes Palaiologos ile evlendirerek, imparatorluk ailesi ile akrabalık ilişkileri de kurmuştur. 1316 yılında İmparator tarafından, sarayın koruması ve yönetimi altında olan Khora Manastırı’nı restore etmesi için ’ktetor’ (bani) olarak atanmıştır. Manastırın restorasyonu 1321 yılında tamamlanınca sarayın en önemli ünvanı olan ’Büyük Logothete’ ünvanı ile onurlandırılmıştır. Bu durum naos güney typhanondaki büyük pencerenin mermerden olan iki kayıtının boyalı başlıklarında yeşil zemin üzerine altın yaldızla yazılarak belirtilmiştir. Sırasıyla soldaki başlığın yan yüzünün birinde "ktetor" diğer yan yüzünde "Thedoros" diğer başlığın yan yüzünün birinde "logothetes" diğer yan yüzde ise  "Metokithes" yazılıdır. Metokhites, kurduğu manastır ve özellikle bu manastırda oluşturduğu büyük kütüphane ile övünmekteydi. Bu kütüphanenin binasına ilişkin kesin bir arkeolojik veri bulunmamasına karşın, manastır içerisinde böyle bir kütüphanenin var olduğunu hem Metokhites’in kendi şiirlerinden, hem de sürgündeyken manastırın rahiplerine gönderdiği mektuplardan anlaşılmaktadır. Khora  Manastırı’nın Kütüphanesi, Palaiologoslar devri Konstantinopolis’inin en önemli kütüphanelerinden biri olarak anılmaktadır.

Metokhites’in yaptığı onarımlar geniş kapsamlıydı. Kilisenin ana kubbesi, kuzey tarafa bitişik iki katlı ek yapı(Anneks), iç ve dış narteksler ile güneydeki ek şapel (parekklesion), ayrıca naosun mermer kaplama levhaları ve mozaikleri, nartekslerin mozaik dekorasyonu ve ek şapelin freskoları da Metokhites tarafından yaptırılmıştır.

Yüksek bir bürokrat olan Metokhites, bu dünyadaki ününün kendisinden sonra da sürmesini istemektedir. Khora Manastırı’nı yeniden yaptırması ve kütüphanesini donatması onun iyi bir Hıristiyan olarak öbür dünyayı da düşündüğünü göstermektedir. Zengin kütüphanesi ise bu dünyadaki ününü gelecek kuşaklara aktaracak, hem de işlediği bu büyük sevaptan ötürü Tanrı’nın takdirini kazanmasını sağlayacaktı.

Metokhites iyi bir Hıristiyandır, ancak bağnaz değildir.  Kilise ile karşı karşıya gelmemeye özen göstermiştir. Dini konuları tartışmaktan yana olmamış, sadece inançlı olmayı tercih etmiştir.

İmparator II. Andronikos 1328 yılında tahttan indirilince , Theodoros Metokhites de yeni imparator tarafından Trakya’ya, Didymotekhos’a (Dimetoka) sürgüne gönderilmiş, iki yıl sürgünde yaşamış, burada yaşadığı acıları, sürgün yıllarını, çok karmaşık edebi örgüsü olan  şiirlerinde anlatmıştır.

1330 yılında damadının da yardımlarıyla Konstantinopolis’e dönmesine izin verilince, Khora Manastırı’na gitmiş ve ktetor’luk haklarını kullanarak bu manastırda rahip olmuştur. Metokhites, 1332 yılında, Khora Manastırı’nda ölünce kilisenin güney tarafına bitişik olan parekklesiondaki mezar nişine gömülmüştür.

Metokithes, edebiyat ve siyaset alanındaki başarılarının yanında Khora manastır kilisesindeki gerek mimari çözümleme ve gerekse mozaik, fresko süslemelerinde uyguladığı muhteşem ustalık ve ahenk ile dini tasvirlerin kronolojik bir uyum içinde, ikonografik olarak anlatımlarında da oldukça başarılı olmuştur. Bu açıdan bakıldığında İtalya’da Giotto (1266-1337) ile başlayan Rönesans akımı ile birlikte Bizans’ta da yeni bir sanat akımının başlamasına öncülük ettiği söylenebilir.

Bu dönemde Kariye’yi diğer kiliselerden ayıran bir özellikde Meryem’in hayatını anlatan sahnelerin kabul gören Dört İncil’de dahi anlatılmamış olmasına rağmen, Apokrif  İncillerden faydalanılarak kronolojik bir sıra halinde anlatılmasıdır. Metokhites, Kariye’nin adına mistik bir anlam daha katıp, giriş kapısının üzerindeki "Chora (Latince’de rahim anlamındadır), sınırsız olanın mekanı, İsa’nın ana rahmine sığdığı, vücut bulduğu yer" olarak betimlenen Meryem mozaiğini yaptırarak, kiliseyi Meryem’e ithaf etmiş, bunu yazdığı bir şiirde de anlatmıştır.

Fatih Sultan Mehmet’in (1451-1481) 1453 yılında İstanbul’u fethi sırasında yapı, hiçbir zarar görmemiştir. Uzunca bir süre kilise olarak kullanılmaya devam etmiş olan Khora Manastırı Kilisesi, Sultan II. Beyazıd devrinde (1481–1512), Sadrazam Hadım Ali Paşa (Atik Ali Paşa) tarafından 1511 yılında camiye çevrilmiş ve yanına bir de medrese eklemiştir. Türk devrinde, kilise dışındaki manastır yapıları zamanla yıkılarak kaybolmuştur.

Yıkılan kubbenin yeniden yapılması ve bazı deprem hasarlarının onarılması dışında, dış narteks pencereleri büyük ölçüde kapatılmış, naosa bir mihrap eklenmiştir. Mezar arkosolyumundaki lahitler kaldırılmıştır.

Yapı cami olduğu dönemlerde mozaiklerin açılıp kapanabilen ahşap kapaklarla örtülmüş olduğu yapıyı ziyaret eden gezginlerin anlatımlarından anlaşılmaktadır.

18. yüzyılın ilk yarısında yapıya, Kızlarağası Hacı Beşir Paşa (ölümü 1746) tarafından bir mektep ve aşevi eklenmiştir. Bugün bu ek yapılar da yok olmuştur.

Kariye Cami’si, Bakanlar Kurulunun 29/08/1945 tarihli kararı ile    Müzeye dönüştürülmüştür. Günümüzde Kariye Müzesi olarak adlandırılan bu anıt müze, Doğu Roma sanatında gerek mimarisi, gerek  mozaik ve freskolarıyla oldukça ilgi çeken bir yapıdır. 

ETKİNLİKLER & DUYURULAR

E-BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olmak için tıklayınız.

E-posta üyeliği ile yeniliklerden haberdar olun.

PAYLAŞ